AYM ve AİHM Kararlarına Göre Mahkeme Kararlarında Gerekçe

Anayasa Mahkemesi 2016/2100 başvuru numaralı, 4/4/2019 karar tarihli bireysel başvuruya ilişkin kararında ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın gerekçesinde başvurucunun ileri sürdüğü itiraz ve delillere ilişkin aydınlatmayı yapmayan mahkeme kararı sebebi ile başvurucunun beyan ve delillerinin etkili bir şekilde incelenmediği sonucuna varmış ve başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Anayasa Mahkemesine göre eksikliğinde temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuran mahkeme kararlarının gerekçeli olması ilkesi, yargı erkinin keyfi davranmasını engelleyen, bireylerin anayasa ve AİHS ile teminat altına alınmış olan temel hak ve özgürlüklerinin korunması hususunda teminat görevi gören adil yargılanma hakkının teminini sağlayan temel bir ilkedir.

Kararın gerekçeli bir şekilde yazılması ile birey, kendisi hakkında verilmiş olan hükmün ortaya çıkış aşamalarını, dile getirdiği iddia ve savunmalarının değerlendirmeye tabi tutulup tutulmadığı konusunda aydınlanacağı gibi üst yargı merciileri de daha etkin bir denetim yapma imkanı elde edecektir.

AİHS 6. (1) Maddesi alıntılanan şekildedir.

Madde 6:

Adil yargılanma hakkı

Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.

Kararların gerekçeli olmasına dair bir düzenleme açık olarak AİHS’de yer almamakla beraber AİHM içtihatlarında ilgili maddeyi geniş yorumlar ve mahkemelerin kararlarında gerekçeye dayanma zorunluluğunun bulunduğunu hüküm altına alır. Mahkeme, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi uyarınca mahkemelerin kararlarını gerekçelendirmeye zorlar ancak bu durum yargılama sırasında tarafların dermeyan ettiği her bir iddiayı karşılayacak ayrıntılı bir cevap verme zorunluluğu olarak da anlaşılmamalıdır.(Van de HurkHollanda, 19 Nisan 1994 tarihli karar). Bu doğrultuda ilk derece mahkemesince kararına etki eden tüm iddia ve savunmaların değerlendirilmesinin AİHS 6. Maddesi kapsamında korunan adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu ve adil yargılamanın en büyük göstergelerinden birisinin yargılama sonucu ortaya çıkan kararın gerekçesi olduğu sonucuna ulaşılabilir.

Kararların gerekçeli yazılmasına ilişkin ulusal mevzuatımızda yer alan başlıca hükümler ise alıntılanan şekilde Anayasa’da yer almaktadır.

Hak arama hürriyeti

Madde 36 –

Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması

Madde 141 – Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır.

Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.

Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur.

Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.

AİHM içtihatları ve mevzuatımızdaki ilgili hükümlere karşın, başvuruya konu olayda ilk derece mahkemesi verilen kararların gerekçesine yönelik gerekli özeni göstermemiş, başvurucunun karşı beyanlarının gerektiği gibi incelendiği konusunda somut bit tutum ortaya koyamamıştır. Başvuruya konu olgu ve olaylar ise sırası ile aşağıda ifade edilen şekildedir.

Silivri Aile Mahkemesinin (Mahkeme) 28/8/2015 tarihli kararı ile başvurucu hakkında -yaklaşık bir yıl birlikte yaşadığı S.E. isimli kadının şikâyeti üzerine- 6284 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının a, c, f bentleri uyarınca beş ay süreyle geçerli olmak üzere lehine tedbir istenen S.E.ye karşı şiddete veya korkuya yönelik söz ve davranışlarda bulunmamasına, S.E.yi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesine, lehine tedbir istenenin bulunduğu konuta, okula ve işyerine yaklaşmamasına karar verilmiştir.
Başvurucunun itirazı, Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18/9/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
Tedbir kararının geçerli olduğu dönemde S.E.nin iddiaları doğrultusunda Emniyet tarafından 29/9/2015 tarihinde tutanak düzenlenmiş; tutanak içeriğinde başvurucunun, lehine tedbir istenenin evinin önünden geçtiği, işyeri ve evine çiçek yolladığı belirtilerek tedbir kararına uymadığı gerekçesiyle hakkında Mahkemeden zorlama hapsi kararı verilmesi talep edilmiştir.
Mahkeme 7/10/2015 tarihli kararında, Emniyet tarafından düzenlenen tutanak içeriği ve soruşturma dosyasındaki beyana göre tedbir kararına aykırı davrandığı gerekçesiyle başvurucu hakkında 6284 sayılı Kanun’un 13. maddesi gereğince 3 gün zorlama hapis cezası vermiştir.
Başvurucu 10/11/2015 tarihli dilekçesiyle, lehine tedbir kararı verilenin kendisine çiçeğin gönderildiğini iddia ettiği isimde bir dükkânın bulunmadığını, başka isimli bir çiçekçi dükkânının olduğunu, ayrıca kimseye çiçek göndermediğini, bu konuda dükkân sahibinin de dinlenebileceğini belirterek karara itiraz etmiştir.
İtiraz üzerine Silivri 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 13/11/2015 tarihli kararında, lehine tedbir kararı verilene başvurucunun çiçek gönderdiği ya da işyerinin önünden araba ile geçtiğine dair kesin bir delil bulunmadığını belirterek itirazı kabul etmiş ve zorlama hapsi kararını kaldırmıştır.
Lehine tedbir kararı verilenin talebi üzerine yine Emniyet tarafından 27/11/2015 tarihinde tutanak düzenlenmiş, tutanak içeriğinde 26/11/2015 tarihinde başvurucunun S.E.nin bulunduğu işyerinin önündeki caddede yürüdüğü, mağdurun taksiye bindiğini görmesi üzerine taksiye yöneldiği, trafik lambasının yeşil yanmasıyla taksinin hareket ettiği, bu nedenle başvurucunun müdahalede bulunamadığı, taksinin ikinci ışıklarda durması üzerine başvurucunun yine taksinin önüne çıktığı ancak bu sefer de taksinin hareket etmesiyle herhangi bir müdahalede bulunamadığı, zaman zaman iş çıkışlarında lehine tedbir kararı verileni takip ettiği belirtilmiş; başvurucu hakkında tedbir kararına uymadığı gerekçesiyle Mahkemeden zorlama hapsi kararı verilmesi talep edilmiştir.
Mahkeme 4/12/2015 tarihli kararında, Emniyet tarafından düzenlenen tutanak içeriğine göre başvurucunun tedbir kararına aykırı davrandığını belirterek 6284 sayılı Kanun’un 13. maddesi gereğince başvurucu hakkında 3 gün zorlama hapis cezası vermiştir.
Başvurucu 4/1/2016 tarihli dilekçesinde, lehine tedbir kararı verileni takip ederek taksinin önüne çıktığının iddia edildiği tarihte Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde bulunan bir kadının evine taşındığını, taşınma sırasında kendisine B.Ö. ve M.U. isimli şahısların yardım ettiğini, olay saatinde iddia edilen yerde olmadığını, ayrıca böyle bir olayın meydana gelip gelmediğinin tespiti açısından taksi şoförünün de dinlenmesi gerektiğini, karşı tarafın iftiraları nedeniyle bu kişi hakkında Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, yine karşı tarafla birlikte hareket eden ve kendisini tehdit eden şahıs hakkında Çerkezköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın derdest olduğunu, bu dosyaların da incelenmesi ve ayrıca şahitlerinin dinlenmesi gerektiğini, tek taraflı ve iftira niteliğinde olan beyana dayanılarak verilen hapis kararının kanuna aykırı olduğunu belirterek kararın iptalini talep etmiştir.
Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 5/1/2016 tarihinde, tedbirin geçerli olduğu süre zarfında dosya kapsamında bulunan, kollukça alınan ifade tutanaklarından başvurucunun tedbir kararını ihlal ettiğinin anlaşıldığını, zorlama hapsi kararının usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek başvurucunun itirazını reddetmiş; zorlama hapsi kararı 6/2/2016 tarihinde infaz edilmiştir.
Ret kararı 18/1/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 28/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
AİHM’e göre tarafların ileri sürdükleri delillerin kabul edilebilirliği hususunda yerel mahkemeler belirli bir takdir yetkisine sahip olmakla birlikte mahkemeler vardıkları sonuçları haklılaştırmak için kararlarında gerekçeler gösterme yükümlülüğü altındadırlar (Suominen/Finlandiya, B. No: 37801/97, 1/7/2003, § 36). Kararlarda gerekçe belirtilmesi zorunluluğu, mahkemelerin tarafları adil bir şekilde dinleme yükümlülüğüyle de doğrudan ilgilidir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/1/2007, § 83).

Yargılama sırasında başvurucu tarafından sunulan bir kısım delilin mahkemece dikkate alınmaması şikâyeti ile ilgili olarak AİHM; mahkemenin başvurucunun bu yöndeki talebini gerekçesiz reddettiğini, kararda gerekçe olmamasının karara karşı etkili bir şekilde itiraz etme fırsatını da ortadan kaldırdığını belirterek başvuruda Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Suominen/Finlandiya, § 38).

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de somut olayda ilk derece mahkemesinin kararında başvurucunun ileri sürdüğü itiraz ve deliller ile dinlenmesini istediği tanıklarla ilgili hiçbir hususa değinilmediği; delillerin dikkate alınmaması ve tanıkların dinlenmemesiyle ilgili olarak mahkeme kararında yeterli herhangi bir gerekçeye yer verilmediği, hapis kararına dayanak olgunun gerçekliğinin başvurucunun beyan ve delillerinin etkili bir şekilde incelendiği sonucunu doğuracak ölçüde tartışılmadığı sonucuna ulaşmış ve başvurucunun Anayasa’da ve AİHS’de teminat altına alınmış adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir.

İncelenen karara aşağıdaki bağlantıdan erişebilirsiniz.

https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/2100

Stj. Av. Muhammed Yusuf ELMALI