PARİS İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ANLAŞMASININ ÖNEMİ VE TÜRKİYE’DEKİ YANSIMALARI

Erhan ÖZKAN*

Paris İklim Değişikliği Anlaşması, İnsanlık ve İnşaat Sektörü için tarihi bir başarıdır. Paris, Fransa- 30 Eylül 2015 (COP21) Paris İklim Anlaşması 12 Aralık 2015 tarihinde Fransa’nın Paris kentinde 21. Taraflar Konferansı’nda kabul edilen (COP21) Paris Anlaşması, iklim değişikliği konusunda uluslar arası bir anlaşmadır. Anlaşmanın temel amacı, küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelere indirerek 1,5 santigrat derece ile sınırlandırmaktır. Anlaşma, uzun vadeli hedeflere ulaşmak için en kısa sürede sera gazı emisyonlarında sınırlandırmayı hedefliyor. Paris Anlaşması iklim krizinde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. İlk kez uygulanan bu anlaşma ile ülkeler iklim krizi ile mücadele etme ve etkilerine uyum sağlama görevini üstleniyor. Paris Anlaşması’nın uygulanması ekonomik ve sosyal dönüşüm gerektiriyor. İhtiyacı olan ülkelere mali, teknik ve kapasite geliştirme desteği sunuyor. “Gelişmiş ülke statüsünde yer alan” ülkelere de, daha az donanıma sahip ve daha savunmasız ülkelere finansal yardım sağlama sorumluluğu yüklüyor.
Türkiye Paris Anlaşması’nı Onayladı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasında ilan ettiği üzere Türkiye 2016’da imzaladığı Paris Anlaşması’nı TBMM’de de onayladı. “Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi” TBMM’den geçerek yasalaştı ve kanun 7 Ekim 2021 tarihinde resmi gazetede yayımlandı. Yürürlüğe giren anlaşma Türkiye’ye iklim değişikliği ile mücadele konusunda birçok sorumluluk yüklüyor.
Paris İklim Anlaşması Binalar ve İnşaat Sektörü için ne ifade ediyor? Paris İklim Anlaşması, insanlık ve inşaat sektörü için tarihi bir başarıdır. Bina enerji kullanımı, küresel yıllık enerji tüketiminin yaklaşık olarak ¾’ünü oluşturmakta ve bu miktar 1990’dan bu yana ortalama olarak %30 oranında artmaktadır. Paris İklim Anlaşması’nda küresel katılım sağlanarak bina sektörünün enerji tüketiminin 2030 yılına kadar en az %80 oranında karbondan arındırılması ve 2050 yılına kadar da bu oranın nötr olması istenmektedir.
2030 yılına kadar net sıfır enerji tüketen binaların özetle kendi kendine yetebilen enerji dostu yapıların inşaa edilmesi; mevcut binaların renovasyonu ve onarım çalışmalarında enerji verimliliği iyileştirme oranının iki katına çıkarılması zorunlu hale gelmiştir.
Ülkemiz inşaat sektörünün karbondan arındırılması için yeşil eylemleri erkenden desteklemek listenin başında olmalıdır. Net-sıfır emisyonlu binaları ve değer zincirlerini ana akım haline getiren, yenilenebilir enerjileri entegre eden ve derin enerji verimliliği
güçlendirmeyi mümkün kılan politika ve pazar stratejileri hızla benimsenirse, yapı sektörümüz 2030 yılına kadar küresel emisyona katkıda bulunabilir.
Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte, ülkemizde de kapsamlı bir “yeşil dönüşüm” politikası oluşturulması gerekiyor. Daha göz önünde ve acil çözüm gerektiren kömürden ve doğal gazdan çıkış senaryoları, ulaşımda elektrikli araçlara geçiş adımlarının yanı sıra, mevcut ve yeni yapılacak binalar için “sıfır karbon” hedefinin de gündeme alınması önem taşıyor. Bu adımlar, hem küresel hedefleri yakalamaya ve bilimsel gündemi izlemeye olanak tanıyacak, hem de Türkiye ekonomisini yeşil yatırımlara yönlendirerek yeni bir üretim potansiyeli oluşturacaktır.
Devletin “yeşil” yatırımlarla ilgili bir destek politikasının henüz bulunmaması, mevcut yapıların dönüşümünde en büyük engeli oluşturuyor. Avrupa Birliği’nde bu tür yatırımlar, ucuz krediler ve hibelerle destekleniyor.
Türkiye’nin Paris Sözleşmesi’ni imzalamasından sonra adı Çevre , Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yapılan Bakanlığın en kısa zamanda akılcı yeşil dönüşüm politikalar ile yeşil yatırımlara destek, hibe imkanı oluşturması inşaat sektörü genelinde malzeme
üreticilerinden başlayarak yapı üreticilerine kadar enerji verimliliği ile ilgili stratejik koordinasyon sağlaması çok önemlidir.
Çevre , Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın, inşaat sektörünün iklim taahhütlerine ulaşmasına yardımcı olmak için yenilenen politika uzmanlığı ve teknik standartları ile bina sektörünü karbondan arındırmaya yönelik ekonomik teşvikler ile önümüzdeki beş yıl içinde bina enerji performansının daha fazla düzenlenmesini ve yenilenebilir enerjileri entegre etmesini bekliyoruz.
İnşaat sektörümüzü evrensel hedef olan “2 °C’nin altındaki yola” sokabilecek iklim eylemlerine katkı sağlamak ve gelecek nesillere emanet olarak yaşanabilir ve sürdürülebilir ülke ve dünya temini için küresel eylemin bir parçası olmalıyız.


Erhan Özkan
Mimar ,
GHE Kurucu Üye – Yönetim Kurulu Üyesi



Bir cevap yazın